Mihrali Çelik : Gazze'nin Balonları Nefessiz de Uçar mı?

GAZZE’NİN BALONLARI NEFESSİZ DE UÇAR MI?

 

“Çıkar boynundan at o ipi çocuk!
Salıncaklar mı yok sana?
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana?
En sevdiklerimi verdim ölüme de;
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim.
Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün…
Görmedim Ademoğlunun dalından koparılır gibi koparıldığını…”

 

            İşte böyle feryat etmişti Nazım… Mısralarla omuzlamıştı minik yüreklerin tabutunu. Vicdanları paramparça, dizleri iki büklüm edecek kadar ağır bir yüktü bu. Vebal ki veballerin en büyüğüydü şüphesiz. Masumların yitip gidişine duyulan haklı öfke, çaresizliğin ilmek ilmek ördüğü kahredici sükût…

 

            Şefkatle sarıp sarmaladığı yavrusunun bedenini kefensizlikten kirli bir beze nasıl sarar insan? Yere göğe sığdıramadığını küçük siyah bir poşete nasıl sığdırır? Baktıkça yaşama sevinci bulduğu küçük gözleri eliyle son kez nasıl kapatır? Koklamaya kıyamadığı saçlardaki barut ve yanık kokusuna nasıl tahammül eder? İnsan olanın, insan kalabilenin cevaplayamayacağı yüzlerce sorunun yurdudur Gazze.

 

            Siyonist bir mermiyle bölünen uykular, bombaların tarumar ettiği hayatlar, açlık ve susuzlukla sınanan bir avuç mazlum… İnsanlığa diz çöktüren canavarların bitmek bilmeyen vahşi hesapları… Kan, gözyaşı, umutsuzluk… Tüm bunların yanında ne olduğunu anlamlandırmaya çalışan, korkan, saklanan nemli bir çift göz... Gazze’nin çocukları…

 

            Çocukluğun heybesini artık renkli balonlar, elma şekerleri ya da tahtadan arabalar doldurmuyor, acının coğrafyasında bir yudum su her şeyden kıymetli. Şişirirken avurtları patlayıncaya kadar zorlanan çocukların balonları anne ve babalarının nefesleri karışmadan uçabilir mi? Balonsuz, bilyesiz, bisikletsiz sokaklar neyle nefes alır? Çocukların şen şakrak kahkahaları karışmazsa gökyüzüne nasıl kanat çırpar kuşlar?

 

            “Keşke hep çocuk kalsaydım.” diyebileceği bir çocukluk yaşayamamak, büyümenin en hazin olanıdır galiba. Geçmişe özlem duymayanlar için unutmak bir kurtuluş, anımsamak ise mayın tarlası. Kursakta kalan hevesler, ertelenmiş baharlar, dinmeyecek bir özlemle çepeçevre sarılmış Gazze’nin sabileri. Hangi ideoloji, hangi kutsal öğreti, hangi vicdan affedebilir bu katilleri? Adalet çocuklar için bile bir nebze işlemiyorsa kim için direneceğiz kötülüğe? Dünya acımasız ve kötüydü belki ama şimdi her zamankinden daha da kötü. Bizim payımıza da bu çirkin, aşağılık gerçeği hazmederek yaşamak düştü.

 

“…ve böylelikle umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden.

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları umut!
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba.

Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda.
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi iyi belle,

Bahara kalmaz, gelirim yanına.”