RÖPORTAJ: YENİGÜN SARIDAĞ
- Merhaba, bize kendinizi tanıtır mısınız?
Adım Yenigün soyadım Sarıdağ, 1996 yılında Kars’ta doğdum. Ben doğduktan hemen sonra İstanbul’a göç etmişiz. Üniversite yılıma kadar burada yaşadım. Özgürlüğüne düşkün ve içli bir çocuktum. Denizcilik lisesinde okuyup kaptan olmak istedim fakat okurken vazgeçtim. Üniversite sınavında istediğim puanı alamadığım için Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisat bölümüne yerleştim. Trabzon’un doğasına ve sosyal kulüplere merak salıp, çalışıp kazandığım parayla aldığım ilk bisikletimi Trabzon’da da sürmeye karar verdim. Yaptığım yoğun turlar ve aldığım eğitimler neticesinde yeri bende hep olan bisiklet böylece hayatımın vazgeçilmez bir parçası hâline geldi. Zamanla fark ettim ki bisikleti uzun soluklu kullanmayı daha çok seviyorum. Bunun yöntemlerini araştırırken “tur bisikletçiliği” ni keşfettim. Kendimi tanımlayacağım ve beni yansıtan en iyi bisikletçi forumunun bu olduğuna emindim. Zaman içerisinde üniversitenin bisiklet kulübüyle çok vakit geçirdim ve KTÜBİS’in ilk kadın başkanı oldum. Eğitim hayatım boyunca birçok uzun tur yaptım. Karadeniz sahil şeritlerini neredeyse tamamını, Ege ve Akdeniz sahillerinde ise günlerce pedal çevirdim. Doğu’da tek başıma bisiklet turları yaptım. Doyamadım, tekrar Batı Karadeniz’e sürdüm. Bunların yanı sıra Genç Kâşifler Projesi’nde bursiyer öğrenci oldum. Daha sonra bu proje için Karadeniz Bölgesi’nde arkadaşlarımla birlikte alan araştırmaları yaptım fakat projemiz faaliyete geçemedi. Mezun olup İstanbul’a döndüğümde ise daha önce dönemsel olarak çalıştığım Bilfen Eğitim Kurumları’nda çalışmaya başladım. Ofis hayatının bana göre olmadığını anlayıp hep istediğim mesleği yapmak için bir kez daha sınava hazırlandım ve İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’ne yerleştim. Burslu okuduğum bu okulda bazen çalışıyor bazen de sosyal medya ile ilgileniyordum. Fırsat buldukça bisiklet turlarına çıkıyor ve bunu çoğu zaman Youtube üzerinden ilgililerin seyrine sunuyordum. Henüz mezun oldum ve öğretmenlik için yapılan merkezi sınavlara hazırlık yapıyorum. Bisiklet, hâlâ hayatımın büyük bir parçasını oluşturmakta. Hedefim; doğduğum topraklarda öğretmenlik yapmak ve çocuklara dilimizin zenginliklerinin yanı sıra dünyanın zenginliklerini de gösterebilmek.
- Öğrenim hayatınız nasıl geçti?
Sorumluluk sahibi bir öğrenciydim. Öğretmenlerim tarafından hep sevilen bir öğrenci oldum. Okumak, ailemin bana aşıladığı en önemli görevdi benim için. Öğrenci olmayı çok seviyorum ve bunun sonunun hiç gelmeyeceğini de biliyorum. 30 yaşımda ikinci üniversitemden mezun oldum ve daha öğrenecek çok fazla şey olduğuna inanıyorum.
- Bisiklete ne zaman başladınız?
Sanırım 9-10 yaşlarında başladım. Ablam ve abimin ortak bir bisikleti vardı ve onlar bana binmeyi öğrettiler. Bisikletin üzerinden inmediğimi gören mahalledeki diğer abilerim bana kendi büyük bisikletlerini verdiler, bir süre de onu kullandım. Daha sonra çalışarak başlangıç seviyesi bir dağ bisikleti satın aldım. Üniversitede onu da yanımda götürdüm. Bu bisikletin de bana yeterli olmadığını anladığımda tur bisikletine dönüştürebileceğim bir bisiklet aldım ve bununla birlikte asıl profesyonel bisiklet hayatımı başlatmış oldum diyebilirim.
- Sizi bisiklete başlatan olay ne oldu?
Çocuklukken, başka sokakları görme arzusuyla başlamıştı fakat şu an yaptığım tur bisikletçiliğini başlatan olay Trabzon’da yaptığım ilk kamplı bisiklet turumdu. Hıdırnebi Yaylası’na yaptığım bu turda sırt çantamı kendim taşımıştım. Çadırımı ve tulumumu yol arkadaşlarım taşımıştı. Deniz seviyesinden 1600 metre yüksekliğe çıktığımız, o zamanlar için bana çok zor gelen bir yol yapmıştım. Hedefe ulaştığımızda çadırlarımızı kurup yemek yiyip uyumuştuk. İlk kez çadırda konaklamış ilk kez böyle güzel bir manzarada uyanmıştım. Ertesi gün eve dönerken yol bitsin istemedim. Bu istek çok kuvvetli bir istekti. Yolda olma istediğimi ve bunun mümkün olabileceğini görmek beni çok etkilemişti. Günler süren yolculuklar yapma isteği bu turla içime yerleşmişti ve ben tur bisikletçisi olma yolunda ilk adımları bundan sonra attım.
- Bisikletin diğer ulaşım araçlarından ayrılan birçok yönü olduğunu düşünüyorum. Sizce bu yönler nelerdir?
Ben de aynı fikirdeyim. Bisikleti diğer araçlardan ayıran en büyük yanının “verilen emek” olduğunu düşünüyorum. Elbette diğer seyahat modellerinde de (özellikle motosiklet) emek sarf ediliyor fakat bisiklette bu oldukça fazla. Bisiklet, tamamen kas gücüyle, dikkatle, mentalle çalışan bir alet. Gücünüzün ve sabrınızın el verdiğince yol alabilmesi bisikleti, kullanana bağımlı kılıyor. Tabi bunun verdiği haz, sarf edilen emekle doğru orantılı. Emek emek çıkılan yolların inişinin verdiği tatminlik ise tarif edilemez bir şey. Yolun her karesinde anılar birikir ve adeta zamanda kırılma yaşanır. Zaman yavaşlar, hatta bazen çoğalır. Yaşadığımız bu çağda, imkanların bu kadar geliştiği bu zaman diliminde bir yerden bir yere gitmek bu kadar kolayken bunu yavaşlığa tercih etmek yaşadığımız anı çoğaltmak gibi geliyor bana.
Bunların yanı sıra bisiklet iletişimi etkin kılmaya olanak tanıyan bir araçtır. Bisiklet üstündeyken yanından geçtiğimiz insanlarla, hayvanlarla ve bitkilerle sürekli iletişim hâlinde oluruz. Normal bir gezide fark edemeyeceğimiz yol kenarı anıları ancak bisiklet yavaşlığında mümkün olur. Ayrıca insanlar bisikleti hep çocukluktan gelen güzel bir anı olarak hatırladığı için midir bilinmez, bisiklet sürücüsüne de sempatik davranmaya meyillidir. Bu da güzel karşılaşmalara hatta dostluklara vesile olur.
Ayrıca bisiklet kullanırken oldukça dikkatli olmak gerekir. Diğer ulaşım araçlarına nazaran kullanıcının daha savunmasız olduğu böyle bir yolculukta vücudumuz kaportamızdır, bu yüzden yapılacak en ufak hata bizi oldukça ciddi bir şekilde yaralayabilir. Bu sebeple bisiklet diğer araçlara göre daha çok dikkat gerektiren ve her türlü ihtimale göre sürekli tetikte olmayı gerektiren de bir araçtır. Bisikletin bakımları, yolun durumu, kendi sağlığınız gibi sürekli kontrol edilmesi gereken şeyler vardır. Bunun da kişinin sürekli kendini ve şartları gözden geçirmesine ve dolayısıyla bilincinin sürekli açık olmasını da gerektirir.
- Okul hayatınızda kitap okur muydunuz?
Kitap hayatımın her evresinde oldu. 12 yaşımda gazeteden kuponla aldığım kitap setiyle başladım kitaplığımı oluşturmaya. Ailem kitaba çok önem verirdi ben de okumayı çok severdim.
- Ne tür kitaplar okurdunuz?
Çocukken en çok klasikleri okumayı severdim. Bunda kuponla aldığım set ve öğretmenimin yönlendirmesinin de etkisi vardı. Ergenliğime doğru kişisel gelişim kitaplarına meraklanmıştım. Yetişkinlikte ise daha çok benlik algımı geliştirecek kitaplar okumayı sevdim. Bunların çoğunluğunu felsefe kitapları oluşturuyordu. Yine de hiçbir zaman tek bir türe odaklanmadım. Açıkçası beni besleyecek ve nispeten öğreticiliği olan kitapları önceledim hep fakat son yıllarda şiir ve Türk romanlarını daha çok okumaya başladım. Ayrıca son yıllarda roman ve şiir eleştirileri okumamla birlikte de romanları yazılış yönleriyle de ele arak okumaya başladım. Yazarın neyi neden ve nasıl yazdığına odaklanarak okumak bir çeşit alışkanlık hâline geldi. Şimdi ise okuduğum her metni eleştirel bir gözle okuyorum.
- Spor hayatınızda da kitap okumaya devam ettiniz mi?
Elbette. Yaptığım bisiklet turlarının çoğunda tektim ve benim çadırdaki arkadaşım çoğu zaman bir kitap oldu.
- Profesyonel olarak bir mesleğiniz var mı?
Evet, Türkçe öğretmeniyim.
- Hayatınızın herhangi bir döneminde kitap okumaya engel olacak bir durum oldu mu?
Çok şükür ki olmadı.
- Branşınıza ve kendinizi geliştirmeye yönelik kitaplar okur musunuz?
Bunlar nelerdir?
Branşımı geliştirmesi açısından Türk dili ile alakalı kitapları okuyorum. Bunların başında Muharrem Ergin, Zeynep Korkmaz, Tahsin Banguoğlu gibi hocalarımız gelir. Aynı zamanda çocuk edebiyatı yapıtlarını da okurum. Bunları hem sevdiğim için hem de öğrencilerime nitelikli metinler sunabilmek için okuyorum. Dil gelişimimim yanı sıra edebi gelişimime katkı sağlaması açısından eleştiri kitapları da okurum. Bunların başında ise Berna Moran gelir. Bunlarla birlikte okuduğum diğer birçok kitabın zaten beni geliştirdiğini düşündüğüm için aslında tüm okuduklarımı sayabilirim çünkü biliyorum ki bir kitap okumak yalnızca bilgi edinmek değil düş ve düşünce dünyamızı da geliştirmek anlamına geliyor. Bundan daha büyük bir fayda da düşünemiyorum.
- Çevrenizdeki insanlar da kitap okuyor mu?
Yarı yarıya diye cevap verebilirim sanırım bu soruya. Yakın çevrem genellikle kitap okuyan insanlardan oluşuyor fakat kitap okumayı pek de önemsemeyen yakınlarım da var.
- Kitap okumayan arkadaşlarınızla bu konuda hiç konuştunuz mu?
Evet bu konuda onlara farklı bakış açıları sunmaya çalışıyorum hatta onlara okumayı sevdireceğini düşündüğüm kitaplardan hediye ediyorum.
- Ne konuştunuz? Tepkileri nasıldı?
Evet konuşuyorum. Geri dönüşler genellikle güzel oluyor fakat alışkanlık hâline getirmek genelde benim çabamla mümkün olmuyor.
- Takipçilerinize kitap tavsiyeleri veriyor musunuz?
Özellikle isteyen olursa veriyorum fakat kasıtlı olarak bir tavsiyede bulunmuyorum. Bazen sevdiğim bir kitabı hikayemde paylaşıyorum, belki bu tavsiye niteliğinde sayılabilir.
- Seyahat ederken yanınızda kitap bulunduruyor musunuz?
Hemen hemen her yolculuğumda yanımda kitap oluyor. Uçak veya otobüs yolculuklarında kitap okumayı seviyorum. Toplu taşımada genelde elektronik kitap taşıyorum. Okuması ve taşıması daha kolay oluyor. Burada genelde makale okuyorum. Bisiklet turlarında ise yola tek çıktıysam yanıma mutlaka kitap alıyorum. Günün yorgunluğunu çadırda kitap okuyarak geçirmek güzel oluyor.
- Sizce bisiklet ve kitap arasında nasıl bir bağ vardır?
Romantik bir bağ var bence. İkisi de insana bir yolculuk sunar. İkisi de bir serüvenin araçları bence. Bisiklet bizi bir noktadan diğerine götürürken hem zorluk hem güzellik getirir ve bunu yaparken bazı emekleri vermemiz gerekir. Kitapta da durum benzerdir. Bir kitaba başlarsınız, onu sayfa sayfa okursunuz bazen yanınızda taşırsınız ve sonunda başladığınız noktada değilsinizdir. Yolun başında başladığınız insan değilsinizdir çünkü o kitapla birlikte okuduklarınız sizi dönüştürmüştür tıpkı bir yolculuğun bitiminde dönüştüğünüz insan gibi. Her sayfa katedilen her kilometre gibi gelir bana. Kitabın bazı yerleri sıkıcıdır, yol da öyledir. Kitap okumak için bazı hazırbulunuşluklarınızın olması gerekir tıpkı bisiklete binmeden önce ona hazır olmak gerektiği gibi. Bu yetiler sizi yolda tutar. Bu yetiler sizi sayfada tutar.
- Okuduğunuz ilk kitabı hatırlıyor musunuz?
Sanırım La Fontaine’den İki İnatçı Keçi’ydi ilk okuduğum kitap. Aynı zamanlarda Hans Christian Andersen’in Kibritçi Kızı’nı da okumuştum. Hangisini ilk okuduğuma emin değilim.
- En sevdiğiniz yerli yazar kim?
Bu soruya tek bir isim vermek zor olur fakat ilk sırada Yaşar Kemal ve onu yabancı olarak nitelendiremediğim için Cengiz Aytmatov’u söyleyebilirim. Oruç Aruoba, Şükrü Erbaş, Şüle Gürbüz de çok sevdiğim yazarlardandır.
- En sevdiğiniz yabancı yazar kim?
Bu soruya da bir isim vermek çok güç fakat yine de ilk sırada Hermann Hesse’yi söyleyebilirim buna Nietzsche, John Steinbeck gibi isimleri de ekleyebilirim.
- En sevdiğiniz yerli kitap hangisi?
Oruç Aruoba’nın De Ki İşte adlı kitabı.
- En sevdiğiniz yabancı kitap hangisi?
Önceleri Simyacı derdim fakat şimdi Nietzsche’nin Böyle Söyledi Zerdüşt’ünü söyleyebilirim. Buna bir de Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’unu da ekleyebilirim.
- Dergi ve gazete okur musunuz? Hangileri?
Gazete okuma alışkanlığım yok ne yazık ki fakat bazen dergi okurum. Yıllarca Bilim Teknik Dergisi’ni takip ettim. Şimdileri ara sıra Post Öykü ve Türk Dili Dergisi’ni okurum.
- Yazma konusunda kendinizi nasıl görüyorsunuz? Kendi kendinize yazdığınız oluyor mu?
Düşüncelerimi aktarma ve yeni fikirler üretmen konusunda fena değilimdir. Çocukken günlük tutar ve bunu olabildiğince güzel bir dille yazmaya çalışırdım. Mesleğimle birlikte eleştiri yazıları da yazmaya başladım. Bazen kitap eleştirisi yapmak için çocuk edebiyatı yapıtlarından okur onları yorumlarım. Bunlar ilgili sayfalarda yayımlanır. Bazen de bildiri veya eleştiri yazmak adına bazı metinleri okurum. Örneğin; Behçet Necatigil’in Uygarlık Raporu Adlı Şiirine Ekoeleştirel Bir Bakış Açısı adlı bildiri yayımladım. Ara sıra bazı kitapların son okumalarını yapar yazım veya noktalama yanlışı var mı diye kontrol ederim. Bunlar genellikle hocalarımın yayıma hazırladıkları kitaplar olur.
- Deneme ya da öykü yazdığınız oldu mu?
Evet ikisinde de şansımı denedim, deniyorum. Deneme yazmayı severim hatta günlüklerimi de deneme şeklinde yazmayı seviyorum. Yani günlük olaylar silsilesinden ziyade o gün beni meşgul eden bir düşünce etrafında şekillenen bir yazı yazmaya gayret ediyorum. Öyküyü ise ara sıra denerim. Bunlarla birlikte çıktığım çoğu bisiklet turunda yol anılarımı yazdığım bir defterim de olur. Bu yazılar, sıklıkla unutmak istemediğim anılar, tanıştığım insanlar ve gördüğüm yerlerle alakalı bilgilerden oluşur.
- Son olarak tavsiye edeceğiniz 5 kitap nedir?
Diğer cevaplarımda yer alan kitaplar haricinde;
Ömer Hayyam’ın Rubailer’i,
Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı,
Albert Camus’nun Yabancı’sı,
Yunus Emre’nin Divan’ı,
Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel’ini tavsiye edebilirim.
Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz.
1k1f